Meridiem # 2 (Türkçe): Ana muhalefet partisinin liderini mahkeme aracılığıyla görevden almanın maliyeti: Tahmin ettiğiniz gibi değil
Anketlerde birinci sırada yer alan Türkiye’nin ana muhalefet partisinin lideri, 21 Mayıs’ta bir mahkeme kararıyla görevden alındı. Partinin genel merkezi, parti hesaplarının dondurulmasının ardından pazar günü (24 Mayıs), yeni atanan liderin (eski lider ve cumhurbaşkanı adayı) birkaç destekçisi ve polis güçleri tarafından saldırıya uğradı.
Belirsizlik önümüzdeki birkaç hafta içinde sona erecek; çünkü parti üyeleri hakkında disiplin soruşturmaları başlatma ve olası bir parti kongresini yıllarca erteleme yetkilerini de içeren resmi parti liderliği yetkileri, atanan lider Kemal Kılıçdaroğlu tarafından kullanılacak. Ya da kendisi, parti liderliğiyle ilgili herhangi bir adım atılmasını engelleyen tedbir kararına atıfta bulunarak hiçbir işlem yapmayacak.
Bu operasyon dikkatle incelenmeyi hak eidyor; çünkü Cumhuriyet Halk Partisi ve CHP tarafından desteklenen cumhurbaşkanı adayı, yaklaşan seçimlerde Erdoğan yönetiminin karşısındaki başlıca rakipler olabilirlerdi (resmi olarak Haziran 2028’de ancak büyük olasılıkla 2027’de yapılacak plebisit/seçimde). Muhalefetin tasarımı ve Erdoğan yönetimine karşı olası aday meselesi aynı zamanda Türkiye’deki siyasal rejimin niteliğiyle de ilgili; devlet biçimi ve rejim biçimi üzerinden bir ayırımla açıklanabilecek bu alanı daha sonraki bültenlerde analiz edeceğim.
Meridiem’in ilk sayısında, Erdoğan yönetiminin yol haritası daha net hale geldikçe önümüzdeki haftalar ve aylarda CHP üzerindeki baskının yeni boyutlara ulaşacağına tanıklık edeceğimizi belirtmiştim (CHP kurultayına yönelik karar açıklanmadan 48 saat önce). Böylesi bir müdahalenin siyasal-ekonomik maliyeti ve CHP belediye başkanları ile görevden alınan lider Özgür Özel de dahil olmak üzere bazı öne çıkan isimlere yönelik yeni soruşturmalar, Türkiye’deki çevrelerde yoğun biçimde tartışılmaya devam ediyor. Meridiem’in bu sayısında en çok vurgulanan noktaları açıklığa kavuşturacağım:
Her siyasal müdahale ve muhalefet figürlerinin marjinalleştirilmesi adımını, döviz ve tahvil piyasalarında dalgalanma ile para ve maliye politikalarında ayarlamalar takip ediyor.
Merkez Bankası’nın swap hariç net rezervleri mahkeme kararından önce yaklaşık 37 milyar ABD doları düzeyindeydi. Bayram arasının ardından Türk Lirası üzerindeki değer kaybı baskısının artması bekleniyor. Ancak önceki örneklerde olduğu gibi, Merkez Bankası değer kaybını hafifletmek için rezervleri ve kamu bankası işlemlerini kullanacak. Hatırlamak gerekirse, 2025 Mart’ında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin yeni cumhurbaşkanı adayının tutuklanmasının ardından yaşanan teknik gecikme nedeniyle kur çöküşü görüldü, ancak bu daha sonra tersine çevrildi
Maliye Bakanı ile Merkez Bankası Başkanı’nın 21 Mayıs ve sonraki günlerde Londra’daki görüşmelerinde hangi güvenceleri sunduklarına dair bilgimiz yok; ancak bu görevden alma sürecini, resmi politika faiz oranını artırmak için kullanabilirler (Mart 2025’teki tutuklamaların ardından yapılan faiz artışına benzer biçimde). Geçerken belirtmek gerekir ki, Şimşek’in kararın kendisini bilip kararın yüklenme zamanını bilmediğini düşünmek en akla yatkını. Kılıçdaroğlu’nun bildiğini, Şimşek’in bilmemesini düşünmek ancak gözü kara bir ortodoks kemer sıkma programına adanmışlıkla mümkün.
2026 büyüme beklentileri aşağı yönlü revize edildi ve enflasyon hedefi de tutturulamayacak. Erdoğan’ın toplumsal ve ekonomik tabanı içindeki hoşnutsuzluk daha da artacak ve Yeni Şafak gibi gazetelerin manşetlerine yansıyacak. Yine de, çokça eleştirel yorumda vurgulanan temel nokta, iktidar bloku içindeki olası gerilimlerden ziyade, bu tür dalgalanmaların çoğunlukla daha düşük sermaye girişleriyle karakterize edildiği ve bu nedenle Türkiye ekonomisinin (sermayedarların finansa erişimi anlamında) zorlanacağı. Bu ana akım yorumcular ve muhalif ama hegemonik söylem, sermaye girişleri ile siyasal rejimin demokratik karakteri arasında bir korelasyon olduğunu varsayıyor (sanki hâlâ 1990’ların sonlarında yaşıyormuşuz gibi). Akademik çalışmaların gösterdiği üzere 21. yüzyılda böyle bir korelasyon bulunmuyor (bu ilişki 20. yüzyılın sonlarında da zaten tartışmalıydı). Türkiye örneğinde, 2016-2018 arasındaki OHAL döneminde doğrudan yabancı yatırım girişleri yıllık ortalama yaklaşık 10 milyar ABD doları düzeyindeydi. Yatırımın niteliği daha da kötüleşmiş olsa bile, herhangi bir soruşturma olmaksızın binlerce kamu çalışanının ihraç edilmesi ve Türk otoriterliği için yeni bir siyasal kabuk olarak süper-başkanlık sisteminin kurulması (2017-2018) gibi anti-demokratik önlemlerin, birçok uluslararası yatırımcının anti-demokratik söylemleriyle uyumlu biçimde hareket etmelerini engellemediği açıktı. Sermaye girişleri ile demokratikleşme arasındaki bu popülerleştirilmiş korelasyonun açıklayıcı bir değeri bulunmuyor ve kimse yeni otokratik önlemler nedeniyle sermaye girişlerinde sıra dışı bir düşüş beklememeli.
Bununda birlikte önceki yıllara göre daha düşük sermaye girişleri görebiliriz, ve bu 2026’da çeşitli jeopolitik risk algıları ve küresel Kuzey’in merkez kapitalist ülkelerindeki para politikası tercihlerini yansıtacak. 2026’da Türkiye’de, 2024 ve 2025’e kıyasla daha yüksek enflasyon ve daha düşük büyüme oranlarının kaydedileceği artık kesin. Ayrıca muhafazakâr çevrelerden daha eleştirel sesler duymayı da bekleyebiliriz; bunlar Erdoğan yönetimi içindeki gerilimleri ve Erdoğan sonrası döneme ilişkin manevraları yansıtacaklar (bu girişimleri başka yazılarda açıklayacağım).
Ancak ana muhalefet partisinin liderini görevden almanın, kendi rakibini yeniden tasarlamanın, seçimlerde ve plebisitlerde alternatif bir siyasal figürü desteklemesi beklenen birçok eski önemli ismi kooptasyon yoluyla sisteme dahil etmenin ve Türkiye’nin otoriter oyun kitabında yeni bir sayfa açmanın siyasal ve ekonomik maliyetleri, muhalif liberal elitler ve onların siyasal yorumcularının sunduğundan daha düşük.
Önümüzdeki haftalarda dikkat etmemiz gereken göstergeler şunlar:
Rezervler: Önümüzdeki birkaç hafta içinde rezerv kaybı 25 milyar ABD dolarını aşarsa ekonomi yönetimi için alarm zilleri çalacaktır. Piyasa gözlemcilerinin ilk hesaplamaları, ilk günlerde rezerv kayıplarının 10 milyar ABD dolarını aştığını gösteriyor. Türk Lirası’nın değer kaybını ve kapalı kapılar arkasındaki talimatları (örn. devlet bankalarının kullanımı ya da varlık fonu işlemleri) yakından izlemeliyiz.
Politika faizi: Merkez Bankası, ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşı sonrasında fonlama maliyeti 300 baz puan arttı; ancak Para Politikası Kurulu resmi politika faizini artırmadı. Kurul 11 Haziran’da yeniden toplanacak. Resmi faiz oranının birkaç yüz baz puan artması oldukça muhtemel; ancak fonlama maliyeti daha da yükselecek gibi görünüyor. Bu, siyasal türbülansın süreceğine dair gayri resmi bir işaret olacak ya da en azından kurul üyelerinin algısı bu yönde seyredebilir.
Dolarizasyon: Türkiye’nin 2018 kur krizinden sonraki temel sorunu, hane halkı varlıklarının dolarizasyonuydu; bu süreç, 2021 sonundaki yeni kur şokunun ardından ve Türk Lirası mevduat hesaplarını kur değer kaybına karşı koruyan yeni önlemleri takiben 2022’de sona erdi. Önümüzdeki birkaç ay içinde ABD doları veya diğer merkez ülke paralarına yönelik talebin hızla artması pek olası görünmese de, 2018 ve sonrasındaki değer kaybı halen politika yapıcıların zihninde bir hayalet gibi dolaşıyor. Merkez Bankası’nın 23 Mayıs’taki makroihtiyati önlemleri (yani kredi sıkılaştırma adımları) de bu bağlamda önleyici birer tedbir. Hanehalkı dolarizasyonu ve buna eşlik eden Merkez Bankası önlemleri, önümüzdeki haftalarda ve aylarda düzenli olarak izlememiz gereken üçüncü önemli gösterge setini oluşturuyor.
Öne Çıkanlar:
Anissa Bougrea, 2026 Kamu Kalkınma Bankaları Alanında Araştırma Makalesi Ödülü’nü aldı. “The European Investment Bank in Sub-Saharan Africa: constrained expansion” başlıklı makale, Avrupa Birliği’nin özel sermayeyi harekete geçirmeye odaklanan son kalkınma politikalarından Afrika’daki kalkınma bankaları arasındaki rekabete ve Avrupa’nın sömürge bağlarına kadar çeşitli unsurları dikkate alarak Avrupa Yatırım Bankası’nın faaliyetlerine dair güçlü bir analiz sunuyor.
Video/podcast:
Cumhuriyet Halk Partisi liderinin görevden alınmasının maliyetini, karar açıklandıktan birkaç saat sonra Evrensel'de tartıştık. UIzun bir yayındı ama özellikle 1:19:30 ile 1:38:00 arasını tavsiye ederim): https://www.youtube.com/watch?v=fp9vI71zx5Y&t=4762s
Popüler kültür:
2026 Dünya Kupası yaklaşırken Vancouver bir insan hakları eylem planı yayımladı. Plan, hâlihazırda var olan politikaların bir özeti niteliğinde ve yeni bir şey söylemiyor. Dünya Kupası’nın yerinden etme uygulamalarını ve evsizlik yaşayan insanlara yönelik ayrımcılığı güçlendireceğinden endişe ediliyor. Bu konu, mega-turnuvalarda gelişen gözetim ve kontrol mekanizmalarını gözlemlemek için küçük test alanları işlevi gören Vancouver ve Kuzey Amerika’daki benzer şehirler için sıcak bir tartışma başlığı olmaya devam edecek. Bu gözetim mekanizmalarının kısa bir evrimle otoriter rejimlerin kontrol araçları arasına katıldığını hatırlamak gerek.